Pages

18 Ocak 2009 Pazar

Ekmek Makinasında Mısır Ekmeği

3 hafta kadar önce, bir arkadaşımın tavsiyesi ile Kenwood BM250 ekmek makinesi aldık. Evde yapılan ekmek hazır alınanlara göre çok lezzetli .  Ekmekler bu kadar lezzetli, hazırlaması da bu kadar kolay olunca hızla kilo da almaya başladık maalesef. Yine de değişik ekmekler denemeden duramıyorum. En son mısır ekmeğini denedim. Etrafta bulduğum birkaç tarifi tahmini olarak kendi makineme uyarladım.  Nasıl olacağını bilemedim ama sonuç harikaydı. Bundan sonra sıkça yapacağım ekmeklerden biri olacak sanırım.



İşte tarif:


  • 100 ml su (ılık olacak)

  • 140 ml süt (ılık olacak)

  • 1 tbsp zeytinyağı

  • 100 gr mısır unu

  • 250 gr beyaz un (mısır ekmeği tariflerinde kepekli un kullanılmaması tavsiye ediliyordu)

  • 1 tbsp bal

  • 1 tsp şeker

  • 1 tbsp kuru maya

  • isteğe göre haşlanmış mısır (suyu iyice süzülmüş)

Öncelike su ve sütü hazneye koyuyoruz. Zeytinyağını suyun üzerine koyuyoruz. Sıvı karışımın üzerini örtecek şekilde un+mısır unu karışımını ekliyoruz.  Tuz, şeker, bal ve maya nın farklı köşelere koyuyoruz.  Mayanın kesinlikle şeker veya bal ile temas etmemesi gerekiyor.



Glutensiz ekmek programında (2:20 dakika) pişiriyoruz.  Eğer haşlanmış mısır eklemek istiyorsanız, glutensiz ekmek programında malzeme ekleme zamanı ayrı olmadığı için başlangıçta eklemek gerekiyor. Karıştırmaya başladıktan 5dk kadar sonra mısırları ekleyebilirsiniz.



Ölçüler:

1 tbsp (table spoon) = 1 yemek kaşığı = 15 ml

1 tsp    (tea spoon) = 1 çay kaşığı = 5 ml



Not:

Ekmek o kadar hızlı tükendi ki, fotoğraf çekme fırsatım olmadı. Fotoğrafı en kısa sürede ekleyeceğim.

17 Aralık 2008 Çarşamba

Çikolatalı Kek














Kek için:

  • 2 yumurta
  • 1/2 bardak esmer şeker
  • 3/4 bardak toz şeker
  • 1/2 bardak kakao
  • 1,5 bardak süt
  • 1/2 bardak ceviz
  • 2 kaşık margarin (60 gr)
  • 1 paket vanilya
  • 1 paket kabartma tozu

Çikolata sosu için:

2 paket nestle bitter çikolata

1/2 paket krema


Yumurta ve şekerleri iyice çırpın. İçine kakao ekleyip biraz daha çırpın. (Kakao yağdan sonra eklenirse çok zor karışıyor.  Sırasıyla süt, vanilya, yağ ve ceviz ekleyin kısa süreli çırpın. En son un ve kabartma tozunu eleyerek ekleyin, yavaş yavaş karıştırın ve margarin ile yağlanmış kalıba dökün.  175 C fırında 30 dakika pişirin.

Kek pişerken çikolataları parçalayıp benmari usulü eritin (Ocağa su dolu küçük bir tencere koyun, üzerine tencereden büyük, ısıya daanaklı bir kap koyun, çikolataları bu kaba koyup yavaş yavaş buharda erimesini sağlayın)

Çikolatalar eridiğinde ve keki kalıptan çıkardığınızda içine yarım paket kremayı dökün, kısık ateşte 1-2 dakika iyice karıştırın. Hazırladığınız sosu kekin üzerine dökün. Kek ılık olmalı..

16 Aralık 2008 Salı

Hamsi Buğulama

Geçenlerde çok sevdiğim bir arkadaşım bize yemeğe geldi. Biz de eşimin meşhur hamsi buğulamasından yapmaya karar verdik.

Tam da hamsi zamanı, her yerde kocaman kocaman hamsileri 3-5 ytl arasına bulmak mümkün.. 1,5 kilo hamsiden yaptığımız buğulamanın tarifi şöyle:














Malzemeler:

  • 1,5 kilo hamsi
  • 2 soğan
  • 1 limon
  • 2 domates
  • 2-3 diş sarımsak
  • 1/2 demet taze soğan
  • 1/2 demet maydonoz
  • Tuz,karabiber,sumak
  • İsteğe göre dal biberiye
  • İsteğe göre 1 tane çerleston veya kırmızı biber.
  • Zeytinyağı


İşin en zor kısmı hamsileri ayıklamak. Hamsilerin içlerini temizleyip kılçıklarını çıkarın ve yıkayıp, süzülmesini bekleyin.





Limonları, domates ve soğanları halka halka doğrayın. Ben dilimleme işini V-Rende ile yapıyorum. Çok pratik oluyor. İnce tarafı ile limonları,

kalın tarafı ile de soğan ve domatesleri dilimliyorum.



Sarımsakları minik minik doğrayın. Maydonazları, biberi ve taze soğanları kıyın.









Çok derin olmayan bir tepsiye hamsilerin iç kısımları yukarıya bakacak şekilde sıralayın.

Hamsilerin üzerine domates, limon ve soğanları seyrek seyrek yerleştirin. Sarımsak, taze soğan, biber ve maydonazları serpin.









Çok az tuz serpin, sumak ve zeytinyağı gezdirin. Hamsileri üzerine dizip, hamsiler ve malzemeler bitene kadar kat kat döşeyin.

En üstüne biberiye koyun ve tepsiyi aliminyum folya ve pişirme kağıdı ile sarın.

200 C fırında 40 dakika pişirin (Fırın sıcaksa 25-30 dakika yeterli geliyor).



Havuç-turp salatası ile, kıvırcık salata yaptık. Hamsilerin yanına bir arkadaşın bozcaada'dan getirdiği beyaz şarabı açtık. Güzel muhabbet eşliğinde afiyetle yedik.







14 Ekim 2008 Salı

Lorlu Kurabiye ve Patlıcanlı Börek

Lor Kurabiyesi

Malzemeler:
  • 1/2 kg sepet loru
  • 2 bardak şeker
  • 1 bardak biraz az sıvı yağ (çiçek yağı)
  • 2 paket kabartma tozu
  • 1 vanilya
  • 1 yumurtanın sarısı ile beyazını ayır
  • Süslemek için ceviz/fındık/fıstık veya badem

Yumurtanın beyazını ayırıp geri kalan malzemeyi yoğurt, kulak memesi kıvamında (bu ifade bana her zaman komik gelmiştir. Kıvama geldiğini anlamak için bir elimiz kulağımızda hamur yoğurayacağız) bir hamur yapılır. Hamurdan minik parçalar koparılır, yuvarlarınır ve tepsiye dizilir. Ayrılan yumurta beyazı iyice çırpılır, kurabiyelerin üzerine sürülür. Yumurtaların üzerine şeker serpilir. Şekerpare yapar gibi ortalarına ceviz/fındık veya badem konulur. 150 C fırında 20 dakika pişirilir.
Kurabiyeler içindeki peynirden dolayı sanırım biraz yumuşak oluyor.
Ben bu tarifi, yağın bir kısmını mandalina suyu ile değiştirerek denedim. O da çok güzel oldu. Limonlu cheese cake'i de çok severim. Ekşimsi tatlar, peynirli tatlılara çok güzel gidiyor bence..

Patlıcanlı Börek

  • 1 kg yufka
  • 250 gr yoğurt (1 büyük su bardağı)
  • 4-5 adet patlıcan
  • 2 soğan
  • 1 kaşık biber salçası
  • Karabiber,tuz
  • 1 yumurta

Patlıcanları minicik doğrayıp tuzlu suda beklet. 2 büyük soğanı biraz zeytinyağında pembeleştir, patlıcanları yıka, süz, soğanların içine at, beraber kavur. Biber salçası, karabiber ve tuzu ekle. Patlıcanlar piştiğinde ekmek içini ufala ve karıştır.

250 gr sulandırılmış yoğurt ile çiçek yağını karıştır, yufkaya sür. İç malzemeyi hazırla ve börekleri istenildiği gibi sar. Kalan yoğurt/yağ karışımına yumurtayı ekle. Böreklerin üzerine karışımı sür. 170 C de 30 dk pişir.

23 Eylül 2008 Salı

Turfanda Nedir

http://nedir.antoloji.com/turfanda/ adresinden alınmıştır.


Mevsiminden önce yetişen meyveye ve sebzeye neden 'Turfanda' denir?


Çin Halk Cumhuriyeti'nde, başkenti Urumçi olan Sincan (Xinjiang) yöresinde, 'Turfan' adında bir vaha* vardır. Bu vaha, Lut Gölü'nden sonra dünyanın ikinci büyük çukur yeridir. Çince'de buranın adı Tulupan'dır,



Öztürkçe adı ise Turpan'dır anlamı da kutsal yerler, çölde bir vaha demektir.



İsmini, bulunduğu vahadan alan Turfan şehri, İpek Yolu'nun geçtiği noktalardan biridir. Burası hemen hemen hiç yağmur almayan kurak bir yerdir, çünkü bu bölgede yağmur damlaları daha yere ulaşmadan, sıcak nedeniyle buharlaşıverir. Buna karşın, kuzeydeki Tanrı dağları'nda eriyen kar suları, 2000 yıldır uygulanan ve karez sistemi olarak bilinen yeraltı tünelleri yoluyla Turfan'a ulaşır ve havzayı zirai yönden çok verimli bir hale getirir. Yedi sekiz yüz yıl evvel olduğu gibi, bugün de suyu bol ve havası sıcak olan bu havzada üzüm, kavun ve karpuzun yanısıra, her türlü meyve ve sebze yetiştirilmekte, buğday ve pamuk ekimi ile ipekçilik yaygın olarak yapılmaktadır. Turfan vahası hakkında verdiğim bu bilgiden sonra, gelelim meyve sebzeye verilen 'Turfanda' kelimesinin nasıl oluştuğuna.


Eskiden, kış aylarında İpek Yolu'nu izleyerek Anadolu'ya gelen yolcular, yolculukları sırasında yedikleri yemekleri ballandıra ballandıra anlatırken 'Aman efendim, bir patlıcan dolması yedik ki ağzınıza layıktı, salatalar, domatesler nefisti. Hele o kavun yok mu, bal gibi tatlıydı' gibilerden sözler söyleyince, içinde bulundukları kara kış gününde, Anadolu'nun soğuk yörelerinde yaşayan ve bu gibi yiyeceklere hasret kalan evsahipleri, söylenenlere inanmadıklarını ifade eden bir eda ile 'Aman efendim bu mevsimde nerede bulup yediniz ki' diye sorarlarmış. O zaman, ziyaretçilerin bu soruya yanıtı 'Turfanda efendim, Turfanda' olurmuş. İşte bu ya da buna benzer konuşmalardan dolayı, mevsiminden önce yetişen meyveye ve sebzeye, 'turfanda' adı verilmiştir.

29 Ağustos 2008 Cuma

Körili Biberli Tavuk

Haziran ayında Türkiye'de çıkmaya başlayan La Cucina Italiana dergisinin ilk sayısını almıştım. Dün akşam ne yemek yapsam diye dergiyi kurcalarken bir hindi tarifi gözüme çarptı. Oradan esinlenip bir tavuk yemeği yaptım. Pratik ve lezzetli bir yemek oldu. İşte tarif:

Malzemeler (2-3 kişi için):

3 parça kemiksiz göğüs eti

2 adet kırmızı biber

2-3 adet sivri biber

1 tatlı kaşığı bal

1 adet kuru soğan

Birkaç diş sarımsak

Köri, kekik, karabiber, dal biberiye, fesleğen (mümkünse taze)

Zeytinyağı

1 kaşık domates salçası

Göğüs etlerini irice parçalayın, kuşbaşı veya jülyen doğrayabilirsiniz.. Soyulmuş ve 4'e bölünmüş soğan, 1 tatlı kaşığı köri ve biberiye ile tatlandırdığınız suda tavukları haşlayın. Derince bir tavaya çok az zeytinyağı koyun, doğranmış biberleri (sarı, kırmızı renkli dolmalık biber, çarleston biber ile de karıştırabilirsiniz), 2 diş ince kıyılmış sarımsak, bal, salça ile soteleyin. Pişmesine yakın karabiber,tuz, kekik ve fesleğen ekleyin. Haşlanmış tavukları sotelenmiş biberlerin içine atın ve yüksek ateşte biraz çevirin. Haşladığınız sudan 2-3 kaşık tavaya alın, üzerine zeytinyağı dökün, bir dakika kadar kısık ateşte karıştırarak pişirin ve ocağı kapatın..

Afiyet olsun.

20 Ağustos 2008 Çarşamba

Şirince

Şirince'yi ilk kez 1994'de bir okul gezisinde görmüştüm.. 50 kişi ile, 1 saatde dolaştığım köy, sadece sokaklarda teyzelerin dantel sattığı bir yer izlenimi yaratmıştı bende. Bir sonraki yıl fotoğraf gezisi için buraya gelip, öğleden, güneş batana kadar Şirince'de vakit geçirince köye ve insanlarına bayılmıştım. Elimde Zenith 12 XP kameram ile köy sokaklarında dolaşmış, insanlarla muhabbet ettikçe, minik detayları gördükçe daha da çok sevmiştim Şirince'yi. İnsan fotoğraf çekmeye başladığında, etrafındaki güzelliklerin de daha fazla farkına varmaya başlıyor. Sadece fotoğraf çekmeyi değil, ayrıntıları görmeyi de bıraktım sanırım. Kabak çiçeği dolması yapan teyzeyi de o gezi de keşfetmiştik. O günden sonra bahar ve yaz aylarında sık sık kaçamaklar yaptım Şirince'ye. O zamanlar İzmir'de ailem ile yaşıyordum ve köy 3 saatlik mesafedeydi. Sadece çiçek dolması yemek veya şarap almak için geldiğim çok olmuştur. O zamanlar araba da yoktu. Arkadaşlar ile otobüs biner, Selçuk'a gelir, Şirince minibüsleri ile köye çıkardık.. El emeği, göz nuru dantel ve iğne oyaları tezgahlarında mis gibi kekik ve ada çayı kokularıyla köylülerle muhabbet eder, sonra ne olduğunu anlamadan kendimizi evlerinde çay içer bulurduk.. Dönüşte fırından ekmeğimizi alır, deri maskeler yapan abiden yeterli paramız varsa maske, yoksa anahtarlık alır, şarabımızı da kolumuzun altına sıkıştırır, dönüş yoluna koyulurduk.

İstanbul'a yerleşip, İzmir'e sadece yıllık izinlerde gelmeye başlayınca, Şirince köy ziyaretleri de seyrekleşmeye başladı. Son 4-5 yıldır da görmüyordum bu güzel köyü. Palamutbükü'nden İzmir'e doğru giderken akşam yemeği için uğradık Şirince'ye. Selçuk - Şirince arasındaki yolu bile unutmuşum.. Sadece 8 km'miymiş. Daha uzun ve daha dar hatırlıyordum nedense.. Aşağıdaki kilisenin bahçesine çok hoş bir şarap evi açılmış ya da yeniden düzenlenmiş. Antika eşyalar ve sattıkları el işi ürünleri ile dekore edilmiş bir evin içinden geçerek alt kata, mahzene iniliyor. Buradan geçerken keçi yününden yaptıkları bir kilimde aklım kalmadı değil. Zevkli ve yetenekli ellerden çıktığı belli olan bir çok şey serpilmiş evin (?) her tarafına. Burası gerçekten bir mahzenmiş zamanında ve eskiye uygun düzenleyerek tekrar kullanıma açmışlar. Değişik şarap kokularının birbirine karıştığı bu loş mekanda hoş müzikler eşliğinde şarap tadabilirsiniz.

Bayağı acıkmışız ki, çok dolaşmadık bu sefer Şirince'yi. Ocakbaşı'na oturup birşeyler atıştırdık.. Eşim çikolatalı gözleme, geriye kalan herkes de karışık gözleme söyledi. Hepimiz, özellikle de ben itiraz ettik, aç karnına yenir mi çikolatalı gözleme diye. Ancak ikinciyi de sipariş etmeye karar verince tadına baktık. Ne muhteşem birşeymiş bu böyle. Karışık gözlemeler ve ortaya söylediğimiz çökelekli biberin üzerine ortaya 2 tane de çikolatalı gözleme söyledik. Oradan kalktığımızda kimse nefes alamıyordu.. Sirince

Ocakbaşı'ndayken gözüme kestirdiğimiz bir teras da çay içmeye ve yediklerimizi sindirmeye karar verdik.Adının Can restuarant olduğunu öğrendiğimiz, asma kata çıkıp yer sofralarına kurulup çay söyledik. Geç gelen çayı beklerken, matematik köyünde öğrenci olduğunu düşündüğümüz gençler ile muhabbet ettik ve Şirince manzarasının tadını çıkardık, . Bizim için demlendiği için beklediğimiz çayımızı yudumlayıp, gözlemelerimizi biraz sindirdikten sonra hesabı istedik. Çay bizim ikramımız, afiyet olsun dediklerinde şok geçirdik. Bir dahaki sefere yemek için geleceğimize söz verdik. Ege'nin cana yakın, müşterilerine misafir gibi davranan esnafını bırakıp, İzmir dinlenmeli İstanbul yolculuğumuza devam ettik.

 

 

Şirince ile ilgili daha ayrıntılı bilgiye aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz

http://www.sirince-evleri.com/default.asp?mid=193&L=TR

http://www.gezinotlari.net/yer.asp?id=38

http://www.nisanyan.com/sirinceT.htm

http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eirince